ÜRKEK ve YARALI CEYLAN

Yıllar, yıllar önce,
Delikanlığımın ilk sayfalarında,
Bir yaz başlangıcında rastladım O’na.
Sararmış taştan dede evinin toprak damında
Ürkek ve yaralı Ceylan’ıma.
Her sabah, ışıl ışıl gün doğanda,
Dede evinin gül kokulu avlusunda,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımı seyretmek
Yaşam sevincim oldu,bir anda.

Güneşe merhaba diyen ağaçlar,
Avluyu ve Ceylan’ımı koruyan asmalar,
Mahcup kanatlar çırpan güvercinler gibi
Yüreğim-yüreğim atan beni saklar
ve Ben; ürkek ve yaralı Ceylan’ımı,
Masum çocukluğumun sevdasını izler,
Geceleri düşlerime hapsederdim.

Güzelliğiyle ürkek ve yaralı Ceylan’ım
Düşlerimde taht kurmuş,
Kocaman ceylan gözlerinin ışığında
İlk gençliğimin heyecanlarını yaşar,
Gökyüzünde, yusuftutan kuşlar misali
Dede evinin üzerinde uçar, uçardım.

Suya hasret topraklarda Ceylan’ım için;
Gül yüzüne benzeyen güller yetiştirir,
Küçük mutluluklarla yetinen,
Sevgiye aç delikanlı yüreğimin
En korunaklı sevda köşelerinde
Onun için bülbüller beslerdim.

Deryalar misali duru güzelliği,
Uzun ince bacakları, kıvrak vücudu,
Alımlı bedeni ve ceylan ürkekliği
Gözlerimin içine tutsak olmuş;
Unutamaz, unutmak istemezdim.

Günler, günler boyunca ürkek ve yaralı
Ceylan’ımı izledim; yokluktan gelip
Kara yalnızlığa, başlık parası uğruna
Mahkum edilen masum güzelliğini.

Kendisini tutsak eden evin damında
Sevmemenin, sevilmemenin yalnızlığını
Kendi yalnızlığı ile paylaşırdı.
ve Ben, taş kalpli duvarların ardında,
Gül kokularını kendime siper edip
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımı izlerdim.

Yalnızlığın dört duvar arasındaki zindanında,
Kopkoyu geceleri yaşamak zorunda bırakılan
Ürkek ve yaralı Ceylan’ım güneşe çıktığında
Uzaklara, suya hasret ovaya ,
Yaşamının ilk yıllarını paylaştığı,
Anasının, babasının ve kardeşlerinin yaşadığı
Arıkovanı evlere bakar ve onlara
Korkunç sessiz çığlıklarını yollardı.

Her ikimiz de ürkektik;
O yaralı ve yalnız ceylan,
Ben ise yaralı ceylanıma Mecnundum.
Ben bahçenin taş duvarları ardında,
O, bir tutam yaşamının sığınağında,
Bu mahcup kovalamacayı birlikte yaşadık.

Ta ki yüreklere ağıt düşüren
O elim olay yaşanıncaya dek.
O sabah, kaçak sevdamıza
Gözcülük eden kara üzüm asması boyun eğmiş,
Açan güller yapraklarını dökmüştü.
Taş avlu feryat figana durmuş,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ım
Gidilip de dönülmeyen yolculuğa
Zamansız ve bensiz çıkmıştı.

Taş avluyu pembemsi kan bürümüş,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımın yarı açık gözleri
Yüreğime bir ok gibi saplanmıştı.
Minik ağzı, Ceylan’ımın kaderini damlatıyor ,
ve benim delikanlı gözyaşlarıma karışıyordu.
Ne Ceylan’ımın sesi çıkıyordu,
Ne de benim sesim soluğum yaşıyor.
Hıçkırıklarım gözyaşlarıma saklandı
ve Ben, ürkek delikanlılığımı,
O günden beri yüreğime hapsettim.

Yıllar, yıllar sonra,
İhtiyarlığımın son sayfalarını yaşadığım dönemde,
Hatırladım O’nu bir yaz başlangıcında.
Ve Yüreğimi sızlatan soruyu sordum kendime:
İntihar mı, yoksa kaza mı ?
Bir bilinmezdi, yaşandı ve kısa bitti.

Not: Şiiri yazarken, Mehmet Faraç’ın – Damdaki zarif yabancı
yazısından yararlandım.
Aydınlık gazetesi 04.06.2011

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı Sevda şiirleri içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s